Kabul Üzerine
Güncelleme tarihi: 3 Nis 2023
Romantik ilişkilerimizde karşı tarafı ve kendimizi özgün bireyler olarak nasıl kabul edebiliriz?

Geçtiğimiz günlerde Instagram’da denk geldiğim bir yazı sanki bir anda uçtu uçtu, ilişkilerde birey olarak var olmak ve karşı tarafı olduğu gibi kabul etmekle ilgili düşüncelerimin tam ortasına büyük bir ihtişamla kondu. Bu yazımda Alman bir psikiyatr ve psikoterapist olan Fritz Perls’ün ‘Gestalt Duası’ olarak geçen satırlarını günlük yaşantımda aldığım psikoterapi seanslarından, okuduğum kitaplardan, arkadaşlarımla ettiğim sohbetlerden ve uzun süreli ilişkimden edindiğim kazanımlarla çeşitli açılardan incelemeye çalışarak kendi hislerimle sizlere ayna olmaya çalışacağım.
“Ben kendi yolumdan giderim, sen de senin yolundan gidersin. Ben bu dünyaya senin beklentilerine göre yaşamak için gelmedim. Sen de benim beklentilerime göre yaşamak için burada değilsin. Sen sensin, ben de benim. Eğer şansımıza birbirimizi bulursak bu çok güzel olur. Eğer bulamadıysak kimsenin yapacağı bir şey yok.”
Yukarıda yazan dizeler Gestalt Terapi terimini psikoterapi literatürüne sokan kişi olan Fritz Perls’e ait. Gestalt terapi, insanı ve çevreyi bir bütün olarak ele alan bir yaklaşım. Ruh sağlığını kişi ile çevre arasındaki uyuma göre tanımlayan bu kuram, nesnelere yüklediğimiz duygu durumlarını ve anlamları yeniden düzenleyerek yeni davranış repertuarları geliştirebileceğimizi ve bu potansiyelin bizlerin içinde olduğunun altını çiziyor.
İlişkide Kendimiz Olmak
Romantik ilişkilerde iki tarafın da ortak paydada buluşabilme yeteneği ne kadar yüksekse mutluluk da doğru orantılı olarak artıyor. Bir tarafın çok verici diğer tarafın ise sürekli alıcı olması durumu dengesizlik yaratacağından ötürü uzun vadede bazı yol ayrımlarında kalınması, tartışmalar yaşanması durumu da yaşanabiliyor. Bu gibi durumlarda aldığım Gestalt Terapi seanslarında öğrendiğim, sizinle paylaşmak istediğim birkaç ana nokta var.
Birinci ve en önemli altın kural: İhtiyaç seninse karşılayacak olan da sensin.
Bunu biraz açalım; ilişki içerisinde partnerimiz tarafından karşılanmasını beklediğimiz ihtiyaçlarımız oluyor. Fakat bu isteğimizi söylemez beklersek karşımızdaki kişi kimi zaman kendi ailesinde görmeye hiç alışık olmadığı bu ihtiyacımızı ilişkide kendisinden beklediğimizden bir haber olacak ve de dolayısıyla gerçekleştiremeyecektir ve biz bunu neden yapamadığına anlam veremeyerek canımızı sıkabilir ilişkimize de bu sıkkınlığı negatif olarak yansıtabiliriz. Bunun önüne geçmek için ihtiyacımızı dile getirmek, hatta nasıl yapabileceğine dair hiç fikri yoksa ipuçları verebilir ve ona yardımcı olarak istediğimizi elde edebiliriz.
İhtiyaç Karşılama ve Mutluluk Döngüsü
Aslında burada unutulmaması gereken, ilişki içerisinde her iki tarafın da biricik olduğu. Partnerimizle birlikte olmayı seçtiğimizde o kişinin en belirgin karakteristik özellikleriyle hayatımıza renk katmayı da seçmiş oluyoruz. Zaman zaman bu, karşı tarafı değiştirmek ya da dönüştürmek gibi algılanırken aslında bu durumun bir esneme olduğunu unutmamalıyız. Her ikili ilişkide kendi mutluluğumuzu da göz önünde bulundurarak sevdiğimiz ve değer verdiğimiz kişilerin ihtiyaçlarını da karşılamamız gerekir. İhtiyaçların karşılanması sürecinde akılda tutulması gereken şey, iki tarafın da mutlu olacağı bir çözüm bulmaya çalışmak olacaktır. Bir taraf partnerinin o davranışı yapmaya alışık olmadığını ama kendisine önem ve değer verdiği için yaptığını farkına vardığında çok mutlu olacak ve bu mutluluk eş zamanlı olarak ilişkilerine de yansıyacak ve davranışı yapıp sevdiği kişiyi mutlu eden kişide yepyeni bir iştah kapısı aralayacaktır. Bu durumu bir döngü olarak düşünebilir ve bir örnek üzerinden netleştirebiliriz:
A kişisi ilişkide bir ihtiyacından bahsediyor - B kişisi bu davranışın A kişisi için önemli olduğunu anlıyor ve elinden geleni yapabileceğini söylüyor ve davranışa döküyor - Bu durum B kişisini mutlu ediyor, A kişisine olan sevgisini ve çabasını takdir ettiğini göstermek için o kişinin bir ihtiyacını karşılamak için elinden geleni yapıyor.
Gördüğünüz gibi ilişkideki mutluluk, açık iletişim ve bazı davranışlardaki ufak esnemeler ile katlanarak artabilecek bir hal alabiliyor.
Peki teoride bu örneği anladık, pratikte bu davranış o kişinin hiç yapmadığı ya da hiç yapamayacağı bir davranışsa nasıl ilerleriz?
Hepimizin net çizgileri ya da ‘asla olmaz’ dediğimiz şeyleri olabilir. Asla yapılamayacak istekler ya da en optimal yolu bulmak mümkün olmadığında ve sonucunda bir taraf mutlaka mutsuz oluyorsa da uygulanabilecek bazı yöntemler mevcut. Öncelikle o kişi neden yapamayacağını karşı tarafa anlatmalı. Karşı taraf da başka bir yazımda ele alacağım rüşvet, pazarlık ya da kabul gibi seçeneklerden birini seçebilir. Böylelikle taraflar yapılması mümkün olmayan o davranış kaynaklı oluşan yoksunluğun başka güzel bir davranışla telafisini düşünmeye başlayabilir.
Yeni Davranış Repertuarı Geliştirmek
Özellikle Gestalt Terapi’nin bütüncül yaklaşımı ile çocukluğumuzda başımıza gelen olaylara verdiğimiz tepkiler, bakım verenlerimizin davranışlarına yüklediğimiz anlamlar ve koşullanmalar bizi şu an olduğumuz kişi yapan tepkiler olsa da yaş aldıkça, içinde bulunduğumuz çevreler değiştikçe ve yeni deneyimler kazandıkça bize hizmet etmeyi bırakabiliyor.
Bu noktada neler yapabiliriz?
Başımıza bir olay geldiğinde o olaya verdiğimiz tepkinin neden ve niçinini sorgulamakla başlayabiliriz.
Kendimize ‘ne olsun istiyorum ki?’ sorusunu sorabilir ve bu cevapta dürüst olup bunu analiz edebiliriz.
‘Bu göstermekte olduğum tepkinin yerine hangi yeni davranışı yerleştirebilirim?’ diye düşündüğümüzde yeni repertuar geliştirme imkanımız da bir o kadar artıyor.
Bu analizleri yaptıktan sonra davranış değişimini direk hayata geçirmeye başlayabilir ya da öncesinden bizim iyi olma halimizi destekleyecek sevdiklerimize bunu beyan ederek onları da bu esneklik süreciyle ilgili bilgilendirebiliriz. Bunu yapmak bizi daha anlaşılabilir kılacağından bu süreçte ilişkilerimiz daha az zarar görecektir.
Unutmamak gerekir ki yeni davranış repertuarımızı geliştirirken etrafımıza karşı eskiye kıyasla farklı bir davranışta bulunacağımızdan ilişkilerimizde anlaşılamama, suçlanma, ‘çok değiştin’ gibi ifadelerle karşılaşabiliriz veya yeni tepkimizi vermek yerine hala eskiden vermeye alışık olduğumuz davranışı sergileme eğilimi göstermemiz de mümkün. Bu durumda kendimize yüklenmeden, şefkatle yaklaşarak kendimizi desteklemek bu geçiş sürecini yumuşatmaya yardımcı olacaktır.
Gitmekte olduğum terapi seanslarımdan ve ilişki yaşayan arkadaşlarımla yapmış olduğum konuşmalardan biriktirdiğim en değerli kazanım şu şekilde; ilişkinin içinde en biricik halimizle mevcut olabilmek için öncelikle kendi özümüze dönüp tüm dürüstlüğümüzle ilişkiden ne istediğimizi belirlemek, karşı tarafı ne kadar iyi tanırsak tanıyalım varsayımda bulunmamak ve isteklerimizi gururla arkasında durup sahip çıkarak söylemek. Tabii ki hayatta her şey güllük gülistanlık olamayabiliyor maalesef, ikili ilişki söz konusu olduğunda bu kişi ister ailemizden biri ister arkadaşımız ya da partnerimiz olsun iki tarafın istekleri her zaman kesişecek diye bir durum yok. Bu noktada ilişkiyi değerli kılan şeyin karşındakini anlamak için sarf ettiğimiz zaman, beklentileri karşılamak için ortaya koyduğumuz çaba ve sevgi deposunu doldurmak için beslediğimiz heves olduğunu düşünüyorum.
Yazımı Küçük Prens kitabında ailecek çok sevdiğimiz bir cümle ile sonlandırmak istiyorum. Düşündürmesi, ilham olması ve harekete geçirmesi dileğimle..
“Gülünü senin için önemli kılan onun için harcamış olduğun zamandır.”




Yorumlar